TEK İLAH ALLAH’TIR

 

TEK İLAH ALLAH’TIR

Allah’ın bize çok yakındır ve herşeyi sarıp kuşatmaktadır. Sizin bu yazıyı okuduğunuz şu an, herhangi bir anda aklınızdan geçenler, çocukken yaşadığınız bir olay, birkaç yıl sonra yapmayı planladıklarınız da dahil olmak üzere herşey Allah’ın bilgisi dahilindedir. Bu hakimiyet gece gündüz durmaksızın her bir varlık için sürer gider. Nitekim Allah Kuran’da şöyle bildirmiştir:

Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız. (Kaf Suresi, 16)

Allah, herşeyin içyüzünden, gizli yönlerinden, insanın aklından geçen ve kimsenin bilmesinin mümkün olamayacağı bir düşünceden, kişinin içinde gizleyip de kimseye söylemediği sırların tamamından da haberdardır. İnsanları çepeçevre kuşatmış olan Allah, yaptığımız iş ve bulunduğumuz ortam nerede ve ne olursa olsun bize şahittir. Bu gerçek bir ayette şöyle haber verilmiştir:

Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kuran’dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir Kitap’ta (kayıtlı) olmasın. (Yunus Suresi, 61)

Bu gerçeğe rağmen insanlardan kimi, Allah’ın kendilerinden çok uzakta olduğunu zannederler. Bilinçaltlarındaki düşünceye göre, Allah çok uzaklardaki bir gezegenin arkasında oturur ve çok nadiren “dünya işlerine” karışır. Ya da hiç karışmaz; evreni bir kere yaratmış ve bırakmıştır. Oysa bu apaçık bir yanılgıdır. Allah her yerdedir ve varlığı herşeyi kaplamaktadır. Doğudan batıya, kuzeyden güneye varlığıyla her yeri sarıp kuşatmıştır.

Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah’ındır. Allah, herşeyi kuşatandır. (Nisa Suresi, 126)

Siz her nereye giderseniz gidin, dünyanın en ücra köşesine de gitseniz Allah orayı da sarıp kuşatmıştır. Şu anda da sizi çepeçevre sarıp kuşatıyor; size şah damarınızdan daha yakın. Bedeninize, odanıza, bulunduğunuz şehre, evrenin her köşesine, sizin gözünüzle göremediğiniz tüm alemlere her an hakim; hepsinin geçmişleri ve gelecekleri ile beraber. Bu mutlak gerçekleri göz ardı eden bazı insanlar, akıllarından geçirdikleri şeyleri, Allah’a karşı samimiyetsizce işledikleri çoğu suçu insanlardan gizlerler ama bunları Allah’tan gizleyemediklerini düşünmezler. Oysa Allah, onlar eylemlerini kurup tasarlama aşamasındayken de onlarla beraberdir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

O, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O’nu kavrayıp kuşatamazlar. (Taha Suresi, 110)

http://us1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/1b5809352ac16e052c710c0eecd654d3.gif

Bir sonraki an neler yaşayacağınızı siz bilmiyorsunuz ama Allah biliyor. Bu nedenle Allah’a farkında olsanız da olmasanız da boyun eğmiş, teslim olmuş durumdasınız. Siz içinizden geçirdiklerinizi açıklasanız da gizleseniz de bu, Allah için birdir. Çünkü Allah herşeyden haberdardır. Fısıltıyla söylediğiniz bir kelime de Allah’tan gizli kalmaz. Çünkü Allah için sır yoktur, O gizlinin de gizlisini bilir.

Yeryüzündeki her varlık Allah’a muhtaçtır. Allah ise; insanın sahip olduğu her türlü eksiklikten münezzehtir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Uyku, açlık, susuzluk, yorgunluk gibi akla gelebilecek insani zayıflıkların tamamından uzaktır: Her kim olursa olsun herkes mutlaka ölecektir ama Allah, ezeli ve ebedi olan, daima diri olandır:

Allah… O’ndan başka ilah yoktur. Diridir, kâimdir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmaksızın O’nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O’nun Kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O’na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi, 255)

Her olay Allah’ın kontrolü ile gerçekleşmektedir. Allah sonsuz güç sahibidir; Kuran’da bildirildiği üzere tek bir yaprak dahi Allah’ın kontrolü dışında düşmez, (Enam Suresi, 59), herşey Allah’ın bilgisi ve emri dahilinde hareket eder. Gökten yere bütün işler Allah’ın emriyle gerçekleşmektedir. Bütün işler denilince birçok insan bunu sadece doğa olayları ya da ölüm, doğum gibi olaylar olarak düşünür. Oysa sadece bunlar değil, akla gelebilecek her iş, her olay, yaşanan her sistem Allah’ın emriyle yürümektedir.

Teknolojik buluşlar, bütün dünya devletlerinin yönetimi, her birinin sosyal ve ekonomik durumu, sanatsal faaliyetler, küçük büyük bütün şirketler, buralarda yapılan her iş, dünyaya gelen her yeni insan, bu insanların yaşamlarındaki her saniye üstün bir Yaratıcı olan Allah’ın bilgisi dahilinde ve kontrolü altındadır. En küçüğünden en büyüğüne kadar alınan her karar, yapılan her faaliyet Allah’ın izni ile gerçekleşir. Aynı şekilde vücudunuzdaki trilyonlarca hücrenin işleyişi, bu hücrelerin her birinin içinde bulunan organellerin tek tek yaptıkları bütün görevler, bu hücreleri besleyen sistemler ve daha sayamayacağımız türlü detaylar Allah’ın kontrolündedir. Bunun yanında, boşlukta dönüp durmakta olan Dünya ve Dünya’nın üzerindeki tek bir karıncanın beslenmesinden üremesine kadar hayatını devam ettirmesi için gereken tüm faaliyetler de yine Allah’ın izniyle gerçekleşir. Bu gerçek Kuran’da şöyle ifade edilir:

“Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim. O’nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)” (Hud Suresi, 56)

Allah, herkesin Kendisi’ne boyun eğdiği; ilmiyle her yeri sarıp kuşatan, tüm bilginin sahibi olandır. Küçük bir çocuktan bir bilim adamına kadar herkese bildiklerini öğreten, görebildiklerimizi ve gayb olanı yani göremediğimiz alemleri de bilmekte olan Allah’tır. Göklerde ve yerde olan herşeyin, yıldızların, ağaçların, hayvanların, insanların sayısını, düşen yağmurun miktarını tespit eden de sadece Allah’tır:

Göklerde ve yerde olan (herkesin ve herşeyin) tümü Rahman (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir. Andolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır. (Meryem Suresi, 93-94)

http://us1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/1b5809352ac16e052c710c0eecd654d3.gif

Evrenin herhangi bir köşesinde meydana gelen her olayın kontrolü elinde olan Allah’tır. O, tüm işlerin gizli veya açık her yönünden haberdardır. Sadece bizlerden değil göklerde, yerde, bu ikisi arasında her ne varsa, hepsinden haberdardır. Çünkü Allah, bütün alemlerin sahibidir. O halde, en küçük bir şeyin bile O’ndan asla saklı kalamayacağını, siz de dahil olmak üzere tüm insanların aklından geçenlerin veya yaptığı işlerin tamamı Allah’ın kontrolündedir. Çünkü Allah; herkesin hayatı boyunca yaşadıklarını tüm ayrıntılarıyla bilmektedir. Allah, asla şaşırmayan ve kesinlikle hiçbir şeyi unutmayandır.

Bize sahip olduğumuz herşeyi veren Allah’tır. Çevrenize bir bakın; var olan herşey tam sizin ihtiyaçlarınızı karşılayacak şekilde itinayla hazırlanmış, teker teker emrinize verilmiştir. Başınızı kaldırıp bir de göğe bakın ve çevrenizde olanları düşünün. İşte o zaman, şükretmeye layık olanın, bizleri gördüğümüz ve görmediğimiz nice nimetlerle donatanın Allah olduğunu daha iyi kavrayacaksınız. Bilimin, ulaştığı seviyeye rağmen hala bir muamma olarak nitelendirdiği insan vücudunu yaratan ve tüm organların mükemmel bir uyum içerisinde çalışmasını sağlayan; bir kısım hayvanları evcil yaratıp insanların hizmetine veren, onlarla yiyecek, giyecek ve ulaşımlarını temin etmelerini sağlayan; gökten indirdiği su ile aynı topraktan değişik tatlarda ekinler ve meyveler çıkaran; sayıları yüz milyarları bulan galaksileri muazzam bir denge içinde hareket ettiren; gündüzü çalışmaya, geceyi dinlenmeye müsait kılan; Güneş’i yörüngesinde döndüren; denizleri insanların besin elde etmelerine ve seyahat etmelerine en uygun şekilde yaratan sadece Allah’tır. Allah bu gerçeği ayetlerinde şöyle haber vermektedir:

İnsanı bir damla sudan yarattı, buna rağmen o, apaçık bir düşmandır. Ve hayvanları da yarattı; sizin için onlarda ısınma ve yararlar vardır ve onlardan yemektesiniz. Akşamları getirir, sabahları götürürken onlarda sizin için bir güzellik vardır. Kendisine ulaşmadan canlarınızın yarısının telef olacağı şehirlere onlar, ağırlıklarınızı taşımaktadırlar. Şüphesiz sizin Rabbiniz şefkatli ve merhametlidir. Onlara binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkebleri (yarattı). Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır? Yolu doğrultmak Allah’a aittir, kimi (yollar) ise eğridir. Eğer o dileseydi, sizin tümünüzü elbette hidayete erdirirdi. Sizin için gökten su indiren O’dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır. Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O’nun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır. Yerde sizin için üretip-türettiği çeşitli renklerdekileri de (faydanıza verdi). Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayetler vardır. Denizi de sizin emrinize veren O’dur, ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs-eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O’nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir. Sizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar bıraktı, ırmaklar ve yollar da (kıldı). Umulur ki doğru yolu bulursunuz. Ve (başka) işaretler de (yarattı); onlar yıldız(lar)la da doğru yolu bulabilirler. Yaratan, hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? Eğer Allah’ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nahl Suresi, 4-18)

İnsanın saymaya ömrünün yetmeyeceği nimetlerin her biri, her işi evirip düzenleyen Rabbimiz’in dilemesiyle var olmuştur ve insanın hizmetine sunulmuştur. Allah bir ayetinde bunu şöyle bir örnekle hatırlatır:

Eğer yeryüzündeki ağaçların tümü kalem ve deniz de -onun ardından yedi deniz daha eklenerek- (mürekkep) olsa, yine de Allah’ın kelimeleri (yazmakla) tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Lokman Suresi, 27)

Sahip olduğunuz ne kadar malınız mülkünüz varsa bunları size veren ve hepsinin gerçek sahibi Allah’tır. Çünkü göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunan herşeyin mülkü Allah’ındır. Ancak Allah dilediğine dilediği kadar tahsis eder. Zamanı gelip insanların hayatına son verdiğinde tek varis yine O’dur. Tüm evlerin, arabaların, malların, eşyaların, arazilerin, yiyeceklerin kısacası herşeyin gerçek sahibi Allah’tır.

Göklerin, yerin ve içlerinde olanların tümünün mülkü Allah’ındır. O, herşeye güç yetirendir. (Maide Suresi, 120)

http://us1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/1b5809352ac16e052c710c0eecd654d3.gif

Siz Allah’ın tayin ettiği vakit geldiğinde tüm varlığınızı, mevkinizi, özel eşyalarınıza kadar herşeyi geride bırakacaksınız; çıplak bedeniniz yalnızca birkaç metre beze sarılarak bir çukura atılacak. Ruhunuz ise yalın ve yapayalnız olarak Allah’a dönecek. Dünyada sahip olduğunuz ne makamınızın, ne adınızın, ne de zenginliğinizin orada bir geçerliliği olmayacak. Siz bu dünyada onlarla sadece deneniyorsunuz. Gerçek sahibi değilsiniz, sahip olduğunuzu zannettiğiniz herşey sadece Allah size lütfettiği için var. Eğer Allah bunları bir sebeple alacak olsa, siz bunları geri almaya hiçbir şekilde güç yetiremezsiniz.

Allah’ın sizin için diledikleri dışında başınıza hiçbir şey gelmez. Başınıza gelen ve sizin iyi veya kötü olarak nitelendirdiğiniz her türlü olay Allah’ın bilgisi dahilinde yani kaderin akışı içinde gerçekleşmektedir. Hiç kimse o gün kendisini ne gibi olayların beklediğini bilemez. İnsan ne kadar kendi kendine planlar yapıyor gibi düşünse de aslında olaylar kendisinin planladığı gibi yürümez, hatta hiç akla gelmeyecek olaylarla da karşılaşabilir. İnsanı bu belirsizlik içinde tek rahat ettirecek şey, karşılaştığı her olayın, Allah’ın isteğiyle kendisi için özel olarak yaratılmış olduğunu bilmek ve Rabbimiz’in yarattığı kadere tam güvenip teslim olmaktır. Ama burada bir noktaya daha dikkat etmek gerekir: Planlamadan yaşadığınız olaylar Allah’ın bilgisi ve kontrolündedir; ancak aynı şekilde planladığınız olaylar da Allah’ın kontrolündedir… Zira kainat üzerinde Allah’tan bağımsız, Rabbimiz’in hakimiyeti dışında tek bir an bile yaşanmaz. Bir ayette müminlerin şöyle söylediklerinden bahsedilmektedir:

De ki: Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler. (Tevbe Suresi, 51)

Başınıza her ne gelirse Allah’tandır ve bir hikmeti vardır. Bilin ki insanın Allah’tan gelecek şeylere karşı yine Allah’a sığınmaktan başka yolu yoktur, başka velisi ve yardımcısı da yoktur:

(Yine) Bilmez misin ki, gerçekten göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Sizin Allah’tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur. (Bakara Suresi, 107)

Gün içinde herhangi bir konuda başarılı olmak istediğimizde ya da bir işle uğraştığımızda bize yardımcı olan Allah’tır. Hatta o işi kolaylaştırdığı gibi, onu yaratan, bize istediğimiz şeyi istediğimiz anda yaptıran da yalnızca Rabbimiz’dir. Allah’ın büyüklüğünü göz ardı eden bir insan için ise, ona yardımcı olabilecek olan kişi kendi zannınca ya iş arkadaşıdır, ya ailesi veya başka bir insan…

Elbette bu kişiler bilgi birikimleri ve hayat tecrübeleriyle insana yardımcı olabilirler. Ancak bunların hepsinin birer sebep olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Çünkü, Allah dünya hayatında sonuçları belirli sebeplere bağlamıştır. Sözgelimi, elmayı yiyebilecek hale getirmek için fideyi ekmek, sulamak, gübrelemek gerekir. İşte bunlar Allah’ın koymuş olduğu sebeplerdir. Kişi ancak bu şartları gereği gibi yaptıktan sonra Allah’tan yüksek bir hasat umabilir.

Gerçekleşen her olayda sonuç Allah’a aittir ve Allah’ın takdirine gönülden razı olmamız gerekmektedir.

Sizi tüm tehlikelerden, hastalıklardan sıkıntı ve belalardan koruyan, esirgeyen yalnız Allah’tır. Yoksa bunlardan herhangi birinin insana isabet etmesi an meselesidir. Hastalandığınızda sizi iyileştirenin doktorunuz ve içtiğiniz ilaç olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Elbette insan Allah’ın sebep olarak yarattığı bu yollara başvuracaktır; ama sonuçta kendisini bu hastalıktan kurtaracak olanın sadece ve sadece Allah olduğunu da kesinlikle bilmelidir. O dilemedikten sonra ne en uzman doktorların, ne en pahalı ilaçların, ne en iyi hastanelerin insana hiçbir faydası dokunmaz. Şifayı verecek olan Allah’tır. Allah dilediği kişiye bir imtihan olarak sebepsiz bir hastalık verebileceği gibi, dilediği kişiyi sebepsiz olarak iyileştirebilir de. Allah bu ilahi gerçeği Kuran’da Hz. ibrahim’in sözleriyle şöyle bildirmiştir:

Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur; (Şuara Suresi, 80)

Tüm kuvvet sadece Allah’ın elindedir. Bu gerçeği unutup da, ne kendine ne bir başkasına -Allah’ın dilemesi dışında- en küçük bir yardıma bile güç yetiremeyecek varlıklardan medet ummak, insana hem dünyada hem de ahirette çok büyük hüsran getirir. Medet umulan bu kişiler de aynı derecede acizdirler; değil başka birine, kendilerine bile -Allah’ın dilemesi dışında- yardım edemezler. Allah Araf Suresi’nde şöyle buyurmaktadır:

O’ndan başka taptıklarınız ise size yardıma güç yetirmezler, kendilerine de. (Araf Suresi, 197)

http://us1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/1b5809352ac16e052c710c0eecd654d3.gif

Yalnız Allah’tan korkmanız ve yalnız O’nun rızasını aramanız gerektiğini unutmayın. Yaşantınızda önemli olduğunu düşündüğünüz veya güç sahibi gibi gördüğünüz, bu nedenle kendi kendinize gözünüzde büyüttüğünüz hiçbir insanın, gerçekte kendisine ait en ufak bir gücü yoktur. Böyleyken bir insandan, Allah’tan korkar gibi korkmak, çekinmek veya Allah’ı sever gibi sevmek Kuran’a göre “o kişiyi Allah’a eş ve ortak” tutmaktır ki, Kuran’da Allah bunun büyük bir günah olan şirk olduğunu bildirmiştir:

İnsanlar içinde, Allah’tan başkasını ‘eş ve ortak’ tutanlar vardır ki, onlar(bunları), Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah’a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah’ın olduğunu ve Allah’ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi. (Bakara Suresi, 165)

Yukarıdaki ayette de haber verildiği gibi inananlar ise Allah’ın rızasını herşeyden üstün tutarlar. Bu öylesine önemli bir konudur ki, eğer insanın yaşantısı bu temel üzerine olursa, kişi her an Allah’tan başka korkacak, sakınacak, muhtaç olunacak, boyun eğilecek bir varlık olmadığının bilinciyle hareket eder. Bu bilinçle gerçek anlamda bir hürriyete sahip olurken, aynı zamanda sonsuz güç sahibi bir Veli edinmiş, mağlup edilemez bir kişi olur. Bu şekilde var olan herşeyin tüm ihtiyaçlarını gideren, iç huzuru ve sükunet veren, sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana yardım eden, herkesin yaptıklarının karşılığını eksiksiz olarak veren ve koruyan Allah’ın rızasını kazanmayı umar. Kuran’da Allah rızasının önemine şöyle bir örnek verilerek dikkat çekilmektedir:

Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet vermez. (Tevbe Suresi,109)

İnsanların çoğunun içine düştüğü en büyük yanılgılardan biri budur: Tüm hayatını insanları razı etmek üzerine kurmak. Oysa kendini yaratanı ve yaşatanı unutup da insanları razı etmek için harcanan her saniye, yapılan her iş, sonunda o kişiye azap olarak döner. Allah bu konuyla ilgili olarak Kuran’da, düşünebilenler için çok hikmetli bir örnek vermiştir. Ayette şöyle buyrulmaktadır:

Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu?… (Zümer Suresi, 29)

Allah, Kendi istediği şekilde yaşayan kullarını hem dünyada hem de ahirette olabilecek en güzel hayatla yaşatır. Ama Allah’ın rızasına uymaktan uzaklaşıp, kendisi gibi aciz birer kul olan insanlardan veya başka varlıklardan medet umanlar daima büyük bir çıkmaz ve zulüm içerisindedirler. Allah bunu bir ayetinde şöyle bildirmiştir:

Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar kendi nefislerine zulmediyorlar. (Yunus Suresi, 44)

Dahası Allah ile birlikte başka ilahlar edinenler ayette bildirildiği üzere, kınanmış olarak kendi başına, yapayalnız ve yardımcısız bırakılırlar.

Allah ile beraber başka ilahlar edinme, yoksa kınanmış ve kendi başına (yapayalnız ve yardımcısız) bırakılmış olursun. (İsra Suresi, 22)

Dünyada Allah’ı unutarak gaflete dalanlar tüm işlerinde zorluğun, kalplerinde ise sıkıntının eksik olmayacağı, huzur ve mutluluğu asla yaşayamayacakları bir ömür sürerler. Aslında bu, yeryüzündeki mükemmel ve kusursuz sistemlerin tesadüfler sonucunda gerçekleştiğini düşünen zihniyete verilen adaletli bir karşılıktır. Ahirette ise onlar için nankörlüklerinin karşılığı olarak çılgınca yanan bir ateş vardır.

Unutmayalım ki “Allah korkusu” dinin temelidir. Allah, ancak Kendisi’nden korkup sakınana, doğruyu yanlıştan ayırma kabiliyetini verir ki bu bir insan için olabilecek en büyük nimetlerden biridir. Çünkü hem kısa ve geçici olan dünya yaşamı hem de öldükten sonra başlayacak asıl olan sonsuz yaşam ancak bu anlayışla en güzel şekilde biçimlenmektedir:

Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir. (Enfal Suresi, 29)

Öte yandan Kuran’da Allah’ın varlığını bildiği halde O’nu gereği gibi takdir edemeyen ve Allah’tan korkup sakınmayan insanların varlığına da dikkat çekilir. Ayetlerden bazıları şöyledir:

De ki: “Göklerden ve yerden sizlere rızık veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren kimdir? Onlar: “Allah” diyeceklerdir. Öyleyse de ki: “Peki siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız? İşte bu, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah’tır. Öyleyse Hak’tan sonra sapıklıktan başka ne var? Peki, nasıl hala çevriliyorsunuz? (Yunus Suresi, 31-32)

Ayetlerde tarif edilen kişi; Allah’ın varlığının farkındadır, bu gerçeği tasdik etmekte fakat buna rağmen Allah’tan korkup-sakınmamaktadır. Gerçek müminler ise, Rabbimiz’e karşı derin bir korku içerisindedirler ve kıyamet saatinden, hesap gününden korktukları için başka bir ayette haber verildiği üzere Allah’a karşı “içleri titremekte” olanlardır.

Sonuçta insan ne yaparsa yapsın, ister kendisine hatırlatılanları hatırda tutup kulluk etsin, isterse tüm öğütleri unutup bir yana bıraksın Allah’a döndürüleceği o güne doğru hızla ilerlemektedir. İnsanlar bu gerçekten bir ayette şöyle haberdar edilmişlerdir:

Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O’na varacaksın. (İnşikak Suresi, 6)

http://us1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/1b5809352ac16e052c710c0eecd654d3.gif

Allah’tan başka kuvvet yoktur,O en büyük güç sahibidir. Bu gerçeğin farkında olmayanlar, Allah’tan başkalarını eş ve ortak tutarlar, üstelik bunlardan Allah’tan korkar gibi korkarlar. Oysa hiçbir insan ya da topluluk Allah’tan bağımsız müstakil bir güce sahip değildir. Tüm varlıklar Allah’a boyun eğmiştir. Öyle ki göklerde ve yerde ne varsa, istese de istemese de Allah’a teslim olmuştur ve O’nun kontrolündedir. Tek bir hücreden milyarlarca galaksiye, insanlardan hayvanlara, dağlardan rüzgarlara kadar tüm varlık alemi Allah’a teslimdir. Allah’a aşağıdaki ayette bildirildiği şekilde şükretmek gerekir:

Onların sırtlarına binip-doğrulmanız, sonra doğrulduğunuz zaman, Rabbinizin nimetini zikretmeniz ve: “Bunlara bizim için boyun eğdiren (Allah) ne Yücedir, yoksa biz bunu (kendi hizmetimize) yanaştıramazdık” demeniz için. (Zuhruf Suresi, 13)

Hiç kimse Allah’ın kontrolü ve dilemesi dışında hareket edemez, tek bir söz dahi söyleyemez. Bunun içindir ki size söylenen her söz, başınıza gelen her olay Allah’tandır; yani Veli’nizden, gerçek, yegane Dostunuzdan… Eğer müminseniz şer gibi görünen şeylerin arkasında bile mutlaka sizin için bir hayır ve güzellik gizlenmiştir; Allah bunu bilir siz ise bilmeyebilirsiniz. 

Allah çok bağışlayıcıdır ve tevbe imkanın daima vardır. Siz her ne hataya düşerseniz düşün samimi pişmanlıkla ve bir daha tekrarlamamak niyeti ile Allah’a yöneldiğinizde Allah’ı tevbeleri kabul edici ve esirgeyici olarak bulursunuz. Samimiyetle vazgeçilen her hatayı, günahı affedeceğini Allah kullarına şöyle bildirir:

(Benden onlara) De ki: “Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Zümer Suresi, 53)

Dünyada her hatanın, günahın geri dönüşü, tevbe imkanı ve affedilme umudu vardır. Allah’ın dininde kişi geçmişte yaptıklarının yükünü sırtında taşımak durumunda değildir. Allah’tan af dilemesi ve içtenlikle O’na yönelmesi onu bu yükten kurtaracak ve artık bu kişinin son hali önemli olacaktır. Ancak Allah samimi olduğunuz takdirde tevbenizi kabul eder, yoksa ölüm size gelip çatınca değil…

Kuran’da azgınlığı ve Allah’a karşı büyüklenmesiyle tanıtılan Firavun bile boğulacağını anlayınca tevbe etmeye kalkışmıştı. Allah ölüm anında edilen tevbenin hükmünü ayetlerinde şöyle haber vermiştir:

Allah’ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır. Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: “Ben şimdi gerçekten tevbe ettim” diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azap hazırlamışızdır. (Nisa Suresi, 17-18)

Allah’ın sonsuz sabır sahibidir, yaptıkları hatalara karşılık insanlara belli bir süre tanır. Bu durum işlediği bir günahın hemen ardından karşılığını görmeyen kişileri kesinlikle aldatmamalıdır. Çünkü Allah kullarının zulümlerine karşılık onlara süre tanıyandır. Eğer kişi bunun farkına varır ve bağışlanma dilerse Allah’ı affedici olarak bulur. Tam tersi yaptıklarında ısrarcı olursa ve Allah’ın emirlerinden yüz çevirirse yaptığı kötülüklerin sonucunu mutlaka tadacaktır:

Eğer Allah, insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiçbir şey bırakmazdı; ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler. (Nahl Suresi, 61)

Allah’a kulluk etmekten başka bir yolumuz yoktur. Çünkü Allah insanları Kendisi’ne kulluk etmeleri için yarattığını bir ayetinde şöyle bildirmiştir:

Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi, 56)

Sahip olduğumuz herşeyi veren, bizi Yaratan, yaşatan sonra dilediği zaman hayatımıza son verecek olan Rabbimiz’e teslim olup, O’nun istediği gibi bir hayat sürdürmek, asla kopmayan bir kulba yapışmak gibidir:

Kim ihsanda bulunan (biri) olarak yüzünü (kendini) Allah’a teslim ederse, artık gerçekten o kopmayan bir kulba yapışmıştır. Bütün işlerin sonu Allah’a varır. (Lokman Suresi, 22)

ALLAH’A KULLUK VE SAMİMİYETTE KARARLI OLMAK

 

ALLAH’A KULLUK VE SAMİMİYETTE KARARLI OLMAK

“Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde O’na ibadet et ve O’na ibadette kararlı ol. Hiç O’nun adaşı olan birini biliyor musun?” (Meryem Suresi, 65)

“Kararlılık”, bir konuda sebat göstermek, sonuca ulaşmada hiçbir engel tanımamak ve azimle gayret ederek her ne olursa olsun yapması gerekenleri yerine getirmek anlamına gelir. Yukarıdaki ayette geçen kararlılık da bu anlamdadır. Yüce Allah, iman eden kularına sadece ibadet etmelerini değil, aynı zamanda da ibadette kararlı olmalarını bildirmiştir. İbadette kararlı olmak ise, sadece fiili olarak yerine getirilen ibadetler için değil, Yüce Rabbimiz’in Kuran’da bildirdiği güzel ahlakı konusunda da yaşanması gereken bir ayettir. Çünkü insanların kul olarak Allah için yaptıkları her eylem, konuşma, hal ve tavır birer ibadettir. Dolayısıyla namaz bir mümin için nasıl önemli ve farz olan bir ibadetse, aynı şekilde öfkeyi yenmek, güzel söz söylemek, insanları haktan yana uyarıp korkutmak, zanda bulunmamak ya da tartışmacı olmamak da birer ibadettir.

Bunun yanı sıra Kuran’da müminlerin, “ibadette kararlı olma” konusundaki irade ve dayanıklılıklarının çeşitli zorluk ve imtihanlarla deneneceği de bildirilmiştir. Geçmişte yaşayan Müslümanların ve peygamberlerin hayatlarından verilen örneklerle, müminlerin imanlarının ve kararlılıklarının sık sık denendiği haber verilmiştir. Çünkü bu tür anlar, Müslümanların Yüce Rabbimiz’e olan bağlılıklarını ve sadakatlerini ortaya koyabilecekleri çok değerli fırsatlardır.

İman etmeyen kimselerin sözlü ya da fiili saldırıları, Müslümanlara iftira atılması, hastalık, açlık, susuzluk, yorgunluk gibi sıkıntılarla karşılaşılması, zorluk ve tehlikelerle mücadele edilmesi, müminlerin mallarından ve canlarından feragat etmek durumunda kalmaları gibi olaylar bu önemli imtihanlardan bazılarıdır. Bu tip durumlar, Müslümanların Kuran ahlakını yaşamada ve yaşatmada sebat edip kararlılık göstermeleri gereken durumlardır.

http://us1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/1b5809352ac16e052c710c0eecd654d3.gif

Bir de Allah’ın Katından bir lütuf olarak büyük bolluk, sağlık, dinçlik, zenginlik veya iktidar verdiği durumlar vardır ki, bu zamanlar da müminlerin gevşekliğe düşmemeleri ve Rabbimiz’e olan bağlılıklarında kararlılık göstermeleri gereken farklı imtihan vesileleridir. Dolayısıyla Müslümanlar hem zorluk hem de kolaylıkla denenirler. Her iki durum da Müslümanların tavrında olumsuz bir değişikliğe yol açmamalıdır. Mümin, şartlar her ne olursa olsun imanda, tevekkülde, Allah’a olan sadakatte kararlı davranarak Allah’a olan sevgisini ve bağlılığını ortaya koymakla yükümlüdür.

Tarih boyunca gönderilmiş olan tüm peygamberler, elçiler ve onlarla birlikte haktan yana mücadele eden samimi müminler hayatlarının sonuna kadar iyilik ve güzel ahlak konusunda kararlılık göstermişlerdir. Kuran’da örnek gösterilen bu peygamberlerin ve onlarla birlikte olan salih insanların ahlaklarını örnek almak, aynı mükemmelliğe ulaşmak için hayırlarda yarışmak tüm Müslümanlar üzerine yüklenmiş bir sorumluluktur.

Şeyhü’l Ekber Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri, müminlerin her ne olursa olsun güzel ahlaktan hiç taviz vermemeleri gerektiğini, ve bu ahlak gösterildiğinde ahirette alınacak olan güzel sonucu Peygamberimiz (sav)’in hadislerinden bir örnek vererek şöyle açıklamıştır:

“Güzel ahlaktan ayrılma! Huyların en güzelini kendine huy edin ve onunla amel et. Ahlakın kötüsünden uzak dur. Çünkü peygamber (s.a.v) şöyle buyuruyor: Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. Yukarıdaki hadiste görüldüğü gibi Allah Resulü ahlakını güzelleştiren kimseye, cennetin en yüksek yerinde bir köşkü garanti etmiştir.” (Muhyiddin İbn-i Arabi, Fütühat-ı Mekki’den-İbni Arabi, Altın Sahifeler, sf. 74-75, Pamuk yayıncılık)

http://us1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/1b5809352ac16e052c710c0eecd654d3.gif

 

 

İDEALLERİ “SADECE YAŞAMAK” OLAN İNSANLAR

 

İDEALLERİ “SADECE YAŞAMAK” OLAN İNSANLAR

Küçük yaşlarda pek çok ideali olan bazı insanlar, büyüyüp olgunluk yaşına geldiklerinde artık belli hedeflere ulaşmış, genellikle okulunu bitirip bir meslek edinmiş, evlenip çocuk sahibi olmuş, iman etmedikleri için başka beklentileri, arzuları ve hedefleri kalmamış, şevk ve heyecanlarını kaybetmişlerdir. Artık herkes içinde bulunduğu şartlara ve kültüre göre vakit geçirmekte; herkes kendine göre bir uğraşı bularak, kimi bir kafede, kimi alışverişte, kimi televizyon seyrederek vakit öldürmektedir. Bu insanlar için her gün bir önceki günün aynısı olmakta, böylece bu insanların hepsi birer birer ölümü bekler hale gelmektedirler.

Böyle bir kişi, sabah gözlerini açtığı zaman, bugünün de diğer günlerden bir farkının olmadığını düşünür. Ne var ki beklenilenin aksine bundan şikayetçi de değildir. Çünkü onun yaşadığı her günün hedefi, sadece önünde yaşayacağı vakti en eğlenceli bir biçimde geçirebilmektir.

Bu bakış açısında olan bazı insanların hayattan tek beklentilerinin sadece yaşamak olduğu düşüncesi, sadece yaşlılarda ya da emeklilerde değil, başta da belirttiğimiz gibi toplumun her kesiminde, her yaş grubunda görülebilmektedir. Yaşama amaçları yalnızca “boş vakitlerini sözde daha iyi değerlendirmek” olan bu insanlar, aslında hayatlarından sıkıntı duymaktadırlar.

Her şeyden çok çabuk sıkılan, can sıkıntılarını giderebilmek için sürekli yeni uğraşılar ve farklı heyecanlar arayan bu insanlar, eğlence adı altında yaşamlarını rahatlıkla tehlikeye atabilmekte çoğu zaman güvensiz ve riskli ortamlarda huzuru arayabilmektedirler.

Kısaca, sabah işe gidip akşam dönmek, televizyon programlarını seyretmek ve yemek yiyip, yatmaktan başka yapacak bir işleri ya da hedefleri olmayan insanlarda da tek amaç yaşamayı umdukları hayatı daha zevkli geçirebilmektir.

http://us1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/1b5809352ac16e052c710c0eecd654d3.gif

Ölümü ve ahireti unutarak amaçsızca oyalanan, basitlik olarak nitelendirilebilecek bu kültür içinde yaşayan ve hayattan hiçbir beklentileri kalmayan bu insanların amaçları, “sadece yaşamak”tır. Bunlar hayatlarının amacını vicdanlarında sorgulamayan, ahiretten gafil olan, din ahlakından uzak olarak yaratılış gayelerini düşünmeden yaşayan kimselerdir. Allah’ın rızasını, rahmetini kazanmak, O’nun razı olacağı salih amellerde bulunmak, güzel ahlaklı, vicdanlı insanlarla hayırlarda yarışıp öne geçmek gibi hedefleri olmadığı için kısa ömürlerini rahatlıkla tüketebilmektedirler.

Çalışan, çalışmayan, genç, yaşlı, fakir, zengin, kadın, erkek ayrımı olmaksızın, yaratılış amacından uzak olan kimi insanlar kendilerine bu basit ideali edinmişlerdir. Dünyadaki şans oyunlarına olan eğilimin, içki, sigara ve uyuşturucu bağımlılığına olan artışın sebebi de budur.

Yaratılış amaçlarını gözardı ederek bir ömrü Allah’a kulluktan uzak geçirmiş olan, sadece iyi yaşamayı amaç haline getiren bu insanların, ayette bildirildiği üzere ölümün gelmesiyle birlikte hemen şuurları açılmakta ve yaşadıkları hayattan pişmanlık duymaktadırlar (Fecr Suresi, 24).

Bizlere karşılık beklemeden hayat veren, can bağışlayan Yüce Rabbimiz sonsuz rahmet sahibidir. Allah Kuran’da tevbe edenlerin tevbesini kabul edeceğini ve Kendi rahmetinden umut kesilmemesini bildirmiştir:

“(Benden onlara) De ki: “Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir. (Zümer Suresi, 53)

Vicdanlı ve samimi bir insanın yapması gereken ise, yaratılış amacını düşünmesi ve “De ki: “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’ındır.” (Enam Suresi, 162) ayetinde bildirildiği üzere tüm yaşamını alemleri yoktan var eden Yüce Rabbimiz’in bildirdiği şekilde geçirmeye çalışmasıdır.

http://us1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/1b5809352ac16e052c710c0eecd654d3.gif

 

ALLAH’I VE SORUMLULUĞUMUZU BİLMEK

 

ALLAH’I VE SORUMLULUĞUMUZU BİLMEK

İnsan Allah’ın yarattıkları arasında şuuru olan, doğruyu ve yanlışı ayırt etme yeteneğine sahip olan bir varlıktır. Yüce Rabbimiz’in varlığının eşsiz delillerini, Allah’ın üstün yaratma gücünü, tüm kainat üzerindeki mutlak hakimiyetini kavrayabilecek, dünya ve ahiret hayatının gerçek yüzünü anlayabilecek kapasitededir.

http://us1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/1b5809352ac16e052c710c0eecd654d3.gif

Sahip olduğu bu özellikler, insana beraberinde birtakım sorumluluklar da yükler. Çünkü tüm bunları aklıyla kavrayabilen bir insan, asıl kulluk etmesi gereken yegane gücün Allah olduğunu ve Yüce Rabbimiz’den başka İlah olmadığını anlar. Kendisine dünya hayatında yüklenen sorumluluğun asıl olarak Allah’a iman etmek ve Kuran ahlakını yaşamak olduğunun şuuruna varır. Herşeyin tek ve mutlak hakimi olan Yüce Allah Kuran’da şöyle buyurur:

“Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O’nun nasıl bir çocuğu olabilir? O’nun bir eşi yoktur. O, herşeyi yaratmıştır. O, herşeyi bilendir. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O’ndan başka ilah yoktur. Herşeyin yaratıcısıdır, öyleyse O’na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir vekildir. “ (Enam Suresi, 101-102)

Şu çok açık bir gerçektir ki, insanların dünya hayatında aradıkları huzur, mutluluk, başarı ve nimetlere ulaşabilmelerinin tek yolu, kendilerine yükletilen bu sorumluluğu bilmeleri ve yalnızca Allah’a kulluk etmeleridir. İnsanların bu gerçeği unutmaları ise, ahlaki dejenerasyon, insan ilişkilerindeki yozlaşma, menfaate dayalı ilişkiler, güçlünün zayıfı ezmesi, acımasızlık, zalimlik, sahtekarlık, düşmanlık gibi fiillerin, toplum içinde rahatlıkla hayat sahası bulmasıyla sonuçlanır. Bunun sonucunda ise aile ve toplum düzeni, ülke huzuru ve dünya barışı tehlikeye girer. Kuran’da, insanların Allah’ın emirlerini terk edip kendi hevalarına uymalarının, insanlığı ciddi bir dejenerasyona götüreceği şöyle haber verilmektedir:

“Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı. Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar. “ (Müminun Suresi, 71)

İçinde yaşadıkları ve sürekli şikayet ettikleri dejenerasyonun kökenindeki nedenlerin, kendi bencil tutkularına uymaları ve Allah’a eş koşmaları olduğunu düşünmeyen insanlar çözümü çok farklı yerlerde ararlar. Oysa güçlü bir Allah inancına sahip olup, hayatlarını O’nun beğendiği ahlaka göre yönlendirmedikleri sürece, bu hayat şeklinden kurtulabilmeleri mümkün olmaz. Allah’a iman edip ve Rabbimiz’in Kuran’daki emir ve yasaklarına uymaları, tüm insanlar için mutlak bir kurtuluştur. Kuran’da bu gerçek insanlara şöyle haber verilmiştir:

“Allah, rızasına uyanları bununla (Kuran ile) kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip-iletir. “ (Maide Suresi, 16)

ALLAH’A KULLUK ETMEK İÇİN GAYRET GÖSTERMEK

 

ALLAH’A KULLUK ETMEK İÇİN GAYRET GÖSTERMEK

Müminler Yüce Allah’a gereği gibi kulluk edebilmek için ahlaklarını hep daha fazlasıyla güzelleştirmeye gayret ederler. Bunu yaparken Allah’ın tüm insanlara bir nur olarak indirdiği Kuran’ı ve hikmetini çok iyi öğrenmeye çalışırlar ve İslam ahlakını tüm hayatlarına yansıtırlar. İman edenler için en güzel örnek ise sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’dir. Her Müslüman için, Kuran ayetleriyle birlikte, Peygamberimiz (sav)’in hayatı, sözleri ve nasihatleri en önemli rehberdir.

http://us1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/1b5809352ac16e052c710c0eecd654d3.gif

İman edenler, Kuran ahlakına ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetine uyarak nefislerini kötülükleden arındırıp en güzel şekilde eğitirler. Yüce Allah’ın varlığını, birliğini kesin olarak kavradıkları ve Rabbimiz’in hükümlerine karşı gelmekten sakındıkları için nefislerindeki fücuru örtmez, tam aksine açığa çıkararak bunları temizlerler. Bu son derece önemli bir özelliktir. Çünkü fücurdan sakındıkları için, iman edenlerin ruhlarında yaşadıkları bu güzellik, ahlaklarında oluşan temizlik en güzel ve dikkat çekici şekilde dışa yansır.

Buyük İslam alimi İbni Arabi Hazretleri, nefislerini Kuran ahlakına göre eğiterek Allah’a gereği gibi kulluk eden müminlerin bu durumunu şöyle anlatmıştır:

İşte insan Rabbinin emirlerini ve yasaklarını öğrenince, Allah Teala’nın hakkını ifa edince ve kulluk görevini yerine getirince, kendi nefsini tanımış olur. Kendini tanıyan bir kimse, Rabbini de böylece tanımış olur. Rabbini tanıyan bir kimse ise, Rabbinin emrettiği bir şekilde Rabbine kulluk yapar. (Marifet ve Hikmet-İbni Arabi, s. 131, İz Yayıncılık, 2. Baskı, İstanbul 1997, Türkçesi: Mahmut Kanık)

Yaşadıkları bu üstün ahlakın sonucunda Müslümanlar, sahip oldukları maddi manevi tüm varlıklarını ve tüm yaşamlarını Allah’ın rızasını kazanmak ve Rabbimiz’e en güzel şekilde kulluk edebilmek için kullanmaya adar:

“De ki: “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’ındır.” (Enam Suresi, 162)

Bu ahlaktaki bir mümin yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu arar ve yalnızca O’ndan yardım umar. Yüce Rabbimiz dışında hiç kimseyi hoşnut etme ihtiyacı duymaz, Allah’tan başkasından medet ummaz. Allah’ın rızasını kazanabilmek ve ahirette sonsuz kurtuluşa ulaşabilmek için “ciddi bir çaba göstererek” çalışır.

Bu samimi çabalarından ve Allah’ın rızasını umarak yaşadıkları güzel ahlaktan dolayı Allah  mümin kullarını dünyada ve ahirette kurtuluşa ulaştıracağını bildirmiştir. Kuran’da Allah’ın müminler üzerindeki bu rahmeti şöyle haber verilmektedir:

“Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah’a teslim ederse, artık onun Rabbi Katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.” (Bakara Suresi, 112)

http://us1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/1b5809352ac16e052c710c0eecd654d3.gif

 

ALLAH’IN YARDIMI İNANAN KULLARIYLA BERABERDİR

 

ALLAH’IN YARDIMI  İNANAN KULLARIYLA BERABERDİR

“Ey iman edenler, eğer siz Allah’a (Allah adına İslam’a ve Müslümanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır.” (Muhammed Suresi, 7)

İnsanın hem dünyada hem de ahirette tek bir gerçek dostu vardır. Bu dost onu hiçbir zaman bırakıp gitmez, asla terk etmez, her zorlukta yanındadır ve ona yardımcıdır. Doğduğu günden öldüğü güne kadar daima onunla birliktedir. Onu düşmanlarına karşı korur. Onun için herkesten daha güvenilirdir, daima karşılıksız armağan edendir. Kuşkusuz bu dost alemlerin Rabbi olan Yüce Allah’tır. Allah, müminlerin en çok güvendiği, en yakın dostudur.

İman edenler, hayatları boyunca Kuran’ı Kerim’de tarifi yapılan güzel ahlakı insanlar arasında yaygınlaştırmak, insanların Allah’a iman etmelerine vesile olmak için ciddi bir çaba içinde olurlar. Onların bu çabalarına karşılık, inkar edenlerden bir grup ise, tarih boyunca hep iman edenlerin karşısında yer almış, onları baskı ile engellemeye çalışmışlardır. Allah Kuran’da, inkar edenlere karşı hep müminlerle birlikte olduğunu, onların işlerini kolaylaştıracağını, müminlere yardımcı olacağını belirtmiştir. Allah yolunda samimi bir çaba içinde olan müminler bu gerçeği hayatlarının her anında yaşarlar. Allah, her işlerini kolaylıkla sonuçlandırır, her işlerinde başarı ve güzellik verir. Hatta zayıf imanlıların “eyvah” dedikleri, ümitsizliğe düştükleri, hiçbir kurtuluş yolunun kalmadığını sandıkları durumlarda dahi Allah, peygamberlere ve müminlere, Kendi Katından yardım göndermiş ve onları başarılı kılmıştır.

Yüce Rabbimiz bu gerçeği Kuran’da şöyle bildirmiştir:

“Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir: Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır. (Saffat Suresi, 171-172)

Allah’ın yardımının ve desteğinin kendileriyle olduğuna iman eden müminler hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmaz, Allah’ın olayı nasıl sonuçlandıracağını şevkle beklerler. Allah’ın müminler üzerindeki yakın takibi ve yardımı ile ilgili Kuran-ı Kerim’de yer alan peygamber kıssalarında pek çok örnek vardır.

http://us1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/1b5809352ac16e052c710c0eecd654d3.gif

Allah’ın Peygamber Efendimiz (Sav)’e Yardımı

Peygamber Efendimiz (sav) hayatı ve mücadelesi boyunca çok büyük engellerle karşılaşmıştır. Tebliğ yaptığı insan topluluğunda her türlü zorluğu çıkarmaya hazır insanlar bulunmuştur. Bu kişiler ikiyüzlü davranarak Peygamber Efendimiz (sav)’e tuzak kurmaya çalışmışlar, onu tutuklamak, sürgün etmek ve hatta öldürmek istemişlerdir.

Tüm bu olaylara karşı Peygamber Efendimiz (sav) alemlere örnek bir tevekkül göstermiş ve yalnız Yüce Allah’tan yardım istemiştir. Bunun sonucunda da Allah, Peygamber Efendimiz (sav)’e yardım etmiş ve kendisine, küfre sapanlara karşı zafer vermiştir. Kuran-ı Kerim’de Peygamber Efendimiz (sav) ile ilgili olarak anlatılan olaylarda, onun tevekkülü ve Allah’a teslimiyeti açıkça görülmektedir.

Örneğin Peygamber Efendimiz (sav)’in Mekke’den çıktıktan sonra arkadaşı ile birlikte gizlendiği bir mağaradaki sözleri, tevekkülünün en güzel örneklerinden biridir. Yüce Rabbimiz de küfre sapanlara karşı kendisine yardım etmiştir:

“Siz ona (peygambere) yardım etmezseniz, Allah ona yardım etmiştir. Hani kâfirler ikiden biri olarak onu (Mekke’den) çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu: “Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir.” Böylece Allah ona ‘huzur ve güvenlik duygusunu’ indirmişti, onu sizin görmediğiniz ordularla desteklemiş, inkâr edenlerin de kelimesini (inkâr çağrılarını) alçaltmıştı. Oysa Allah’ın kelimesi, Yüce olandır. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe Suresi, 40)

Peygamber Efendimiz (sav) tüm hayatı boyunca gösterdiği tevekkülü ile tüm Müslümanlara örnek olmuş ve ümmetine sadece Allah’tan yardım dilemelerini şöyle hatırlatmıştır:

“…Bir şey isteyince Allah’tan iste. Yardım talep edeceksen Allah’tan yardım dile. Zira kullar… Allah’ın yazmadığı bir zararı sana vermek için bir araya gelseler buna da muktedir olamazlar.”

Yüce Allah’ın yardımı, hayatı boyunca Peygamber Efendimiz (sav)’in yanında olmuştur. Allah, onun üzerine “güven duygusu ve huzur”(Tevbe Suresi, 26) indirmiştir.

http://us1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/1b5809352ac16e052c710c0eecd654d3.gif

Allah’ın Hz. Musa’ya Yardımı: Denizin Yarılması

Allah’ın yardımının ve desteğinin kendileriyle olduğuna iman eden müminler için, Hz. Musa ve kavminin yaşadıkları da güzel bir örnektir. Hz. Musa, İsrailoğullarını Firavun’un zulmünden korumak için Mısır’dan çıkarmıştır. Firavun ise ordusuyla birlikte Hz. Musa’nın ve kavminin peşine takılmıştır. Hz. Musa ve İsrailoğulları deniz kıyısına ulaştıklarında, içlerinden bazı zayıf imanlılar, Firavun tarafından sıkıştırıldıklarını düşünerek, panik olmuşlar ve ümitsizliğe kapılmışlardır.

Oysa, Hz. Musa örnek bir tevekkülle “… Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir.” (Şuara Suresi, 62) diyerek, Allah’ın müminlerle beraber olduğuna ve kendilerine yardım edeceğine dair inancını göstermiştir. Allah, apaçık bir mucizeyle denizi ikiye yararak, Hz. Musa’nın ve kavminin karşı kıyıya geçmesini sağlamış ve onları Firavun’un zulmünden kurtarmıştır. Onların hemen ardından da, denizi kapatarak Firavun’u ve ordusunu suda boğmuştur.

http://us1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/1b5809352ac16e052c710c0eecd654d3.gif

Allah, Tuzakları Bozarak Müminlere Yardım Eder

İnkar edenler müminleri Allah’ın yolundan engellemek için onlara türlü zorluklar çıkarırlar ve onların aleyhinde tuzaklar kurarlar. Ancak Allah, Kuran-ı Kerim’de müminlere kurulan tüm tuzakların bozulacağını; bu tuzakların, onları kuran kişilerin başlarına geçeceğini ve müminlere hiçbir zarar veremeyeceklerini vaat etmiştir: “(Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp-kuşatmaz…” (Fatır Suresi, 43)

“Size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların ‘hileli düzenleri’ size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır.” (Al-i İmran Suresi, 120)

http://us1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/1b5809352ac16e052c710c0eecd654d3.gif

Allah Müminlere Dünyada ve Ahirette Yardım Eder

İnananların tek yardımcısı ve velisi Allah’tır. Müminler her türlü zorlukta, her türlü şartta O’ndan yardım isterler ve Allah da onlara icabet eder.

Yüce Rabbimiz, “…İman edenlere yardım etmek ise, Bizim üzerimizde bir haktır.” (Rum Suresi, 47) ayetiyle tüm iman eden kullarına yardım edeceğini bildirmektedir.

Ancak Allah’ın yardımını kazanmak için en önemli şartlardan biri; O’nun dinine yardım etmek, O’nun sınırlarını koruma konusunda titizlik göstermek ve bu uğurda mücadele etmektir.

İşte böyle samimi bir çabanın karşılığında müminler daima Allah’ın yardımıyla karşılık bulmayı umarlar. Zafer, Allah’ın vaat ettiği gibi, yalnızca O’na inananların, O’nun rızası ve hoşnutluğu için gayret gösterenlerindir.

Şüphesiz dünyada müminleri yalnız ve yardımsız bırakmayan Allah, ahiret hayatlarında da onların tek Velisi ve Yardımcısı olacağını vaat etmiştir.

“Şüphesiz Biz elçilerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahidlerin (şahitlik için) duracakları gün elbette yardım edeceğiz.” (Mümin Suresi, 51)

Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim salih bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve onlar, bir ‘çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar’ bile haksızlığa uğramayacaklardır. İyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim’in dinine uyandan daha güzel dinli kimdir? Allah, İbrahim’i dost edinmiştir. (Nisa Suresi, 124-125)

http://us1.harunyahya.com/Image/gif_resimler/1b5809352ac16e052c710c0eecd654d3.gif